80/20 Kuralının Sırrı (Pareto İlkesi)

Yazar: - Kategori:
Yayın Tarihi: - 00:54

Bu konu hakkında kendi fikirlerimi beyan etmeden önce öne sürülmüş olan bu analizin ne demek olduğunu sizlerle paylaşalım.

   Pareto ilkesi yani 80/20 kuralı, matematikçi ve ekonomist olan Vilfredo Pareto tarafından 1897 yılında çeşitli örneklerle öne sürüldü. İtalya’daki nüfusun %20’sinin İtalya’daki servetin %80’ine, İngiletre’deki nüfusun %20’sinin İngiltere’deki servetin %80’ine sahip olduğunu savundu. Bu incelemelerin ışığında daha mantıklı bir fikir üretmeye çalışan Pareto, ekmiş olduğu bezelye tohumlarının %20’sinin, mahsulün %80’ini oluşturduğunu gözlemledikten sonra  önem arz eden azınlığın, hedeflenen önemsiz çoğunluğu oluşturduğunu savunacak, matematiksel bir modelin olabileceğini düşünmeye başladı. İlerleyen zamanlarda ise Joseph M. Juran tarafından gözlemlenip, önemli olan azınlık (%20) ile önemsiz olan çoğunluğa (%80) hitap eden bu analize Pareto prensibi ismi verildi.

 

   Bu fikrin ana düşüncesi, %20’lik bir azınlık ile %80’lik sonuçlara ulaşacağımız matematiksel bir metodun bulunduğudur. Örneklerle iyice destekleyelim.

  • Evden dışarı çıktığımızda çevremizin yalnızca %20’siyle görüşürüz
  • Okulda derslerde başarılı olan öğrencilerin sayısı %20’dir bu %20’lik kitle ilerleyen zamanlarda toplumdaki kuralların veya ülke ekonomisinin %80’ini oluşturur.
  • Ortaya çıkan sorunların %80’i, %20lik sebep kitlesine bağlıdır.
  • Herhangi bir işletmenin sahip olduğu gelirlerin %80’inin kaynağı, o işletmeye bağlı müşterilerin %20’sine bağlıdır.

     Anladığımız kadarıyla %20’lik bir bölüm, oluşacak sonuçların %80’ini oluşturuyor. Hayatın adım – cevap şeklinde işlediğini göz önünde bulunduracak olursak %20’liği adım, %80’i ise cevap olarak değerlendirmemizde herhangi bir sakınca olduğunu görmüyorum. Peki biz bu ilkeyi ne şekilde kullanmalıyız? Bunu anlatmadan önce ufak bir örnek daha vermek istiyorum.

    Adam, çalışarak geçirdiği bir haftanın yorgunluğundan nasıl kurtulacağını hesaplarken, pazar sabahı uyandığında hiçbir şey yapmadan akşama kadar evde dinlenmesi gerektiği sonucuna vardı. Pazar günü geldiğinde planına uyarak öğlene kadar devam etti. Planının tam istediği yönde ilerlediğini zannederken oğlu yanına yaklaşıp parka ne zaman gideceklerini sordu.

    Oğluna söz verip unutmasından sonra oluşturduğu yeni plandan caymak istemeyen ve dinlenmeye niyetlenmiş baba, ne yapması gerektiğini düşünürken önündeki gazeteden harita kısmını koparıp parçalara bölerek oğluna uzattı. “Eğer bu parçaları birleştirip haritayı onarabilirsen parka gideriz” dedi. Harita uzmanlarının bile tekrar onaramayacağına inanarak arkasına yaslanmaya devam etti. On dakika bile dolmadan çocuk tekrar koşarak babasının yanına gelerek onardığını gösterdi.

Adam böyle bir şeyin mümkün olmadığını düşünerek çocuğun elindeki kağıt parçasını alıp inceledi ve nasıl başardığını sordu. Çocuğun verdiği cevap şuydu,

“Verdiğin haritanın arka tarafında bir insan resmi bulunuyordu. İnsanı, bir araya getirdiğim zaman dünya kendiliğinden düzelivermişti”

Bu hikayeden anlayabiliyoruz ki önemli olan kısım, ulaşmaya çalıştığımız sonucun zorluğu değildir, o sonuca varabilmek için neye vakit harcamamız gerektiğidir. Zira örnekteki çocuğun işi, çok zor olsa da haritayı yeniden onarmaktı. İşin zorluğunu bırakıp harcaması gerektiği vakti doğru yönde kullanıp arka taraftaki insanı onaran çocuk, farkında olmadan da olsa o an için en mantıklı olanı yapmıştı.

Peki biz pareto ilkesi ve bu örneğin ışığı altında ne yapabiliriz?

%80’lik bir sonuca ulaşabilmek için %20’lik emekler veriyoruz. Eğer durum böyle olmasaydı, %100’lük bir iş için %30’luk emek veriyor, vakit harcıyor olsaydık bile hiçbir şey değişmezdi. Buradan anlamamız gereken nokta, herhangi bir işin sonucu için belirli bir miktarda emek verdiğimizdir. Verdiğimiz emeklerin sonucunda ise bizi farklı kılan özelliklerle karşılaşmaya başlarız. Hiç kimse doğduğu zaman parasal bir özelliğe sahip değildir. Yaşamı geçtikçe parayı kendisine bir hedef olarak kılar ve o sonuca ulaşabilmek için çeşitli emekler vermeye başlar. Bu sonucun %80’lik kısmına ulaşabilmek için %20’lik bir emek verir. Bizi ilgilendiren kısım %20’liğin içerisidir.

    Kişi, sabah uyanır ve çeşitli ihtiyaçlarını karşılar. Önüne konulmuş yiyeceklerin %20’sini kullanıp midesinin %80’ini doldurur. Dışarı çıkar ve evden direk okula gider. Okuldan direk eve gelir. Yakın çevresindeki sokakların yalnızca %20’sini kullanır. Tekrar dışarı gider ve şehri turlamaya başlar. Şehrin yalnızca %20’sini kullanır. İnsanlarla sohbet ederken bildiği tüm kelimelerin yalnızca %20’sini kullanır. Bu örnekler çoğaltılabilir ya da bu örneklerin üzerindeki rakamlarda ufak oynamalar meydana getirilebilir. Fakat anlatmak istediğim, sıradan bir insanın sahip olduğu yaşantı bu şekilde ilerleyip gider. İlerleyip gider diyorum çünkü ilerleyip geri dönmekte vardır. İlerlerken sadece öne doğru gitmeye mecbur olan tek kavram zamandır. Onun dışındakiler ilerlerken geriye doğruda gidiyor olabilir. Nasıl mı? %20’lik bölümü yanlış kullanarak. Yukarıda verdiğim ufak örnekte rutin bir yaşam ele alınmıştı. Bu kişinin yaşamı, %20’lik emeklerle dolu bir şekilde ilerliyordu. Öne doğru gidip gitmemesi onun seçimleri dahilinde belirlenecek. Zira bu rutinde hareket eden kişi %20’lik kısımda yaptıklarıyla, kendisini ileriye veya 10 yıl geriye götürebilir. 

Bu makalede anlatmak istediğim en önemli noktaya gelecek olursak,

     Rutin bir yaşama sahip olan kişi, sahip olduğu bilgilerin yalnızca %20’sini kullanarak ilerler. Bu insanları, ilerleyen zamanlarda seçimlerinin şekline göre çeşitli işlerde başarılı bir şekilde görürüz. Fakat şimdi söyleyeceğim mantığa göre ilerleyen kişileri, bir mucit  vasfında görürüz.

     Oluşturacağı %80’lik sonuçların, %20’lik emek kısmına sahip olan insanların bu sınırı artırmasıyla rutin bozulur ve başka bir yaşama geçilir.  Rutini bozsanız da bozmasanız da yaptıklarınızla kendinizi, sahip olduğunuz yaşamdan daha geriye atabilirsiniz. Böylelikle hayatınızda öne doğru ilerleyen tek kavram zaman olmakla birlikte hayat sizsiz devam etmiş olur. Bu yüzden her halükarda seçimlerimizle zarar etme şansımızın bulunduğu bu düzeni dolu dolu yaşayıp rutini bozmalıyız. Rutini bozarken dikkat etmemiz gereken nokta, yalnızca %20’lik sistemden ibarettir.

    Sabah uyanıp erkenden okula gidiyorsunuz. Okuldan döneceğiniz zaman aynı yolu izlemeyin. Size verilmiş olan yolların neden %20’sini kullanıp standart bir yaşama sahip oluyorsunuz ki? Çevre yolları deneyin. Şehrin içerisindeki yolların %60’ını kullanarak evinize gidin. Normalde konuştuğunuz kelime sayısından daha fazlasını kullanın. İnsanların olması gerektiğinden fazla konuştuğunuzu düşünmesinden korkuyorsanız çevrenizin %20’siyle görüşmek yerine %30’u ile görüşün. Kelime haznenizin her gün %20’sini kullanmak yerine %30’unu kullanmanız iletişimde bulunacağınız insan sayısını artıracaktır. Böylelikle dediğim gibi sahip olduğunuz çevrenin %20’si yerine %30’uyla bağlantı kurmuş olacaksınız.

     Demek istediğim kendinizi belirli bir yaşam standartına tabii tutarak yaşasanız bile hayat sizsiz devam edebilecek bir potansiyele sahiptir. Hayatınız heran kötü bir seçimle mahvolabilir. Bu yüzden standart yaşamın sınırlarından çıkmaktan korkmayıp öne doğru atılmanız gerekiyor. Sahip olduğunuz şeylerin sadece %20’lik kısmını oluşturmak yerine her zaman daha fazlasında bulunmaya çalışın.

İlerleyen zamanlarda memuriyetin içerisinde rutin bir yaşama sahip olamamış olabilirsiniz fakat aynadan baktığınız zaman karşınızda harika bir mucit duruyor olacak.! 

Sadece %20’yi kırmaktan korkmayın.

DİPNOT: Yukarıda verdiğim baba-oğul örneğindeki detay ise bozmaya çalıştığımız rutinin içeriğiyle ilgiliydi. Yani %20’liği bozup %30’luk bir emek vermekten bahsettiğimiz zaman nereye emek  vermemiz gerektiğini düşünmeliyiz. Çocuğun haritayı düzeltmekle harcayacağı %20’lik emeğin sonucu ile insan fotoğrafını düzelttikten sonra ulaştığı sonuç aynıydı. Belki de verdiği emek, vermesi gereken emeğin yalnızca %5’iydi. Bu yüzden her iki şekilde de haritayı düzeltip babasına verecekti fakat seçtiği yollarla harcayacağı %20’yi, %5’e indirebildi. Hani %30’luk harcamamız gerekiyordu? Elbette gün içerisinde yapacaklarımız %20’yi geçmeli fakat kıvrak zekamızı kullanarak %20’lik emek vereceğimiz işleri %5’e ayırarak %15’lik karlarımızı diğer işlerimize aktarabiliriz. Böylelikle rutin olarak %20’lik emek verdiğimiz önemli işlere %15 ekleyerek %35 yapabiliriz. Buda alacağımız verimin artması demektir. Yani düşürmek için seçeceğimiz bu %20’lik kısımları özensiz konulardan  seçmeli, yaptığımız %15’lik karları çeşitli aktarmalarla bizim için en önemli konulara iletmeliyiz. Böylelikle önemli konulara vereceğimiz emeği artırarak alacağımız verimi en iyi haline dönüştürebiliriz.

Etiketler:, , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

izmir escort sakarya escort sakarya escort sakarya escort sakarya escort sakarya escort