Duyguların Yoğun Olduğu Evrelerde Mantığı Kullanma

Yazar: - Kategori:
Yayın Tarihi: - 23:29

     İnsanoğlu, yaradılışı gereği pek çok duyguyla baş ederek yaşamak zorundadır. Bu duygular zaman zaman aralarında yer değişimi yaparak hayatımızda ağırlıklı olurlar. Yani bazı zamanlar “mutluluk” ön planda olur bizim için. Bazen “hüzün”. Mutluluk gibi duygular genel anlamda hayatlarımızı olumlu yöne iterken, hüzün bizi her açıdan dibe batırmak için var olur. Bizim konumuz her türlü duygunun ağırlıklı olmasıyla ilgili. Hüzün veya mutluluk diye ayırmayacağım çünkü her ikisinin de bir şekilde saf olan mantığımızın önüne geçme yeteneği var. Aşırı mutlu olduğumuz vakitlerde aldığımız kararlar gerçeğe yönelik olmayabiliyor çünkü, hayata Pollyanna gözünden bakmaya çalışıyoruz. Bir süre boyunca bu şekilde ilerleyebiliriz fakat mutluluk enerjisinin bedenimizi terk etmesiyle kendimizi attığımız kaosun farkına varıp her şeyden ani bir şekilde uzaklaşabiliyoruz. Hüzünde bundan pek farklı değil. Sahip olduklarımızı, ne tür fedakarlıklarla kazandığımızı hatırlayamadan bir çırpıda silip atabiliyoruz ve tıpkı mutluluk gibi hüznün de bizden uzaklaştığı evrede yaptığımızın ne kadar mantıksız olduğunu anlayabiliyoruz. Bu makalede sadece bu iki duygudan bahsetmeyeceğim. Çünkü hala anlam veremediğimiz yüzlerce duygu var ve ben hepsine değinebilecek bir potansiyele sahip değilim. Sadece duyguların çalışma prensibini biliyorum ve sonrasında neler olabileceğini. Bu doğrultuda ilerleyip, tüm duyguları da kapsayarak “Mantığımızı nasıl ön plana çıkarabiliriz ?” sorusunu yanıtlayalım.

     Yaşadığımız anılar ile duyguların arasında inanılmaz güçlü bir bağ vardır. Diğer makalelerimde de hayatın bir silsile sonucu ilerlediğinden bahsetmiştim. Bu durum da pek farklı değil. Duygular kendi aralarında sürekli baskınlık açısından yer değiştiriyor ve bu değişimin en büyük sebebi anılarımız. Anılar dendiği zaman aklımıza direk bir kaç yıl öncesi gelmemeli. Dakikalar öncesi, hatta bu yazıya başladığınız süre bile sadece bir anıdan ibaret artık. Yaşadığımız şeylerden sonra, bazı bilgiler birikip birikip biranda daha önce hiç tanımlayamadığımız ya da sürekli olarak yakın temas kurduğumuz bir duygu olarak çıkıyor. İki şekilde de önemsiz. Duyguyu tanımıyor olmanız hayatınızdan bir şeyi değiştirmeyecek. Çünkü her ikisinin de çalışma prensibi, aynı olmakla beraber her ikisininde yapacağı ilk şey mantığınızın ve farkındalığınızın önüne geçmek olacak. Bence insanoğlunun bazı şeyleri anlayabilmesi için o kavramı seçtiklerinde neleri kabul etmediklerini değil neleri kabul ettiklerini bilmesi gerekiyor. Yani hüzünlü bir anınızda her şeyi reddettiğinizi düşünerek yaşıyorsunuz fakat neyi kabul ettiğiniz konusunda hiçbir fikriniz yok. Bu yazıda değinmek istediğim nokta burası fakat bunu anlatmadan önce mantığın ve farkındalığın nasıl oluştuğundan biraz bahsedeyim. 

    Mantık ve farkındalık, kısa bir tanımla yaşadığımız her anıdan sonra öğrendiğimiz ve doğru görmeyi istediğimiz kavramlardan oluşur. Mantığımızın zaman zaman değiştiğini görüyoruz hatta bu sadece bizde değil yeni bir ortama katılıp farklı bir yaşam benimseyen tanıdıklarımız da bile oluyor. Durum böyle çünkü mantık akışımız yaşadığımız olaylar örgüsüne göre değişiyor. Tıpkı duygularımız gibi. Farkındalık ise yaşadığımız bu olaylardan sonra kazanma ihtimaline sahip olduğumuz tecrübeyi kabul edip etmememizle ilgili değişen bir kavram. Yani durum aynen şöyle,

Küçük yaştan benimsediğimiz mantık ile girdiğimiz bir olay –> Mantık

Girdiğimiz bu olaydan çıkan tecrübeyi beyinde yer etme –> Farkındalık

     Eğer, girdiğiniz olaydan çıkabilecek dersi kabul etmezseniz oluşturacağınız bir farkındalığınız da olmaz. Defalarca aynı hataya düşen insanları görmemizin sebebi yalnızca girdikleri bu olayların içerisine tekrardan dahil olmayı seçmeleridir. Çünkü, son yaşadıkları olaydan çıkabilecek tecrübeyi kabul edip kapsamlı bir farkındalık oluşturmuyorlar. Bu da aynı hataya defalarca düşmek demek. Yazının üst kısmında bahsettiğim gibi bazen bir şeyleri anlamak için kabul etmediklerimizi değil neyi kabul ettiğimizi düşünmeliyiz. Duygularımızın yoğun olduğu evrede mantığımızı kullanmayacak hale geliyoruz. Aşırı hüzünlü evrelerimiz de önümüze konulan yemeği dahil her şeyi reddetmeyi seçiyoruz. Tüm bu reddettiklerimizin farkındayız elbette. Fakat ben farkında olmadığımız bir açıdan düşünmenizi istiyorum. Tanımımızı hatırlayın mantık ve farkındalık, anılarımızı kullanarak beraber çalışan 2 farklı kavramdan ibaretti. Anılarımız ise yaşımız ilerledikçe büyüyüp, hepimizin kimliğini taşıyan bir kavram.

    Farkındalığımızı ve mantığımızı karar alacağımız zaman kullanmıyorsak yaptığımız şey ihanetten başka nasıl tanımlanabilir ? Basit anılarımızı rahatlıkla silip atabiliriz çünkü bunlar hatırlamamızı gerektirmeyecek kadar önemsizdirler. Peki ya bir sevdiğinizin kaybıyla oluşturduğunuz farkındalık ve mantık ne kadar değersiz? Duygularımızın, karar alma aşamamızda mantığımızın önüne geçmesine izin vermek çok değer verdiğimiz insanla geçirdiğimiz onca vakte ihanet etmek demektir. Çünkü, bugün olduğumuz kişiyi, bugüne kadar tanıdığımız insanların bize öğrettiklerine borçluyuz. Bugün oluşturduğumuz mantık ve olaylara yaklaşma biçimimizi tam anlamıyla geçmişimize borçluyuz ve bir yığın anlamsız duygunun ön plana çıktığı evrede mantığımızı unutacak kadar sadakatsizleşemeyiz ya da sadakatsizleşmemeliyiz. Hüzün dolu evremizde kabul etmediklerimizin arasında dostunuzla görüşmek olabilir. Yaptığınız bu seçimin farkındasınız fakat duygularınızın yoğun olduğu dönemlerde mantığınızı kullanmayı reddettiğinizde geçmişinize ihanet etmeyi kabul ettiğinizin ne kadar farkındasınız ? Duygulu anlarımız sadece hüzün ve ya mutluluktan ibaret değil bu anlam veremediğimiz veya henüz isim bulamadığımız diğer duygulardan oluşan bir evre bile olabilir. Takılmamız gereken nokta bu değil. Bizi ilgilendiren kısım şu ki, şuan sahip olduğumuz mantığı ve farkındalığı, yaşadığımız tüm acılara, mutluluklara, başarılara kısacası tüm anılarımıza borçluyuz. Yaşadığımız silsile sonrası kendimizi içerisinde bulduğumuz duygulu anlarda, mantığımızın geri planda kalmasına izin veremeyiz. İşte kabul ettiklerimiz bunlardır ve bilinçli bir şekilde tüm bu konuları kabullenip yaşadığınız onca anıyı anlamsızlaştıramazsınız. Sahip olduğunuz anıların reddini kabul etmemek için kullanacağınız kavramlar, öfke ve azimdir. Kendinizi bu konuma düşürmemek için verdiğim 2 kavramı kullanıp, duygularınızın yoğunluğunu bastırabilir mantığınızı ön plana alabilirsiniz. Aklınızda yer etmeniz gereken tek bir detay var ve bu detay “Birini reddederken, seçtiğinizin farkına varmak” cümlesinde yatıyor. Mantığınızı kullanmayı reddediyor, yaşadığınız tüm anıları anlamsızlaştırmayı kabul ediyorsunuz. Size ne kadar mantıklı geliyor?

Dipnot: Öfke ve azim ile birlikte elbette ki duyguların önüne mantığınızı çıkarabilirsiniz çünkü bu öfke, sahip olduğunuz anıların reddine izin vermeyecek kadar asil olacak ve azim ise duygularınızın oluşturduğu yoğunluk bulutunu sağa sola dağıtabilecek güçlü bir rüzgar olacak. İkisinden birisi bile eksik olmamalı. Öfkenizin asilliğini bu konudan mahrum bırakırsanız, anılarınızı sakince reddetmeyi seçersiniz. Azminizi kullanmamayı seçerseniz, duygularınızın yoğunluğunun vereceği karşı atağa dayanamayıp hemencecik pes edersiniz. Bu iki kavramı yan yana bırakmalı ve sıkı sıkı sarılmalısınız.

Seçmeyi istediğiniz şeyi değil, seçtikten sonra kendinizle gurur duyacağınız anıları yaşamaya çalışın. Böylelikle duygularınızın yoğun olduğu evrede mantığınızı geriye atıp anılarınızı reddetmeyi kabullenemezsiniz !

Etiketler:, , , , , , , , , , ,

Duyguların Yoğun Olduğu Evrelerde Mantığı Kullanma için yapılan yorumlar : 1 Yorum yapıldı


  1. Greggtraut  yorumladı. 16:32 - 15 / 10 / 2019:

    Интересно!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir