Gizemini Koruyan Kaos Stratejisi

Yazar: - Kategori:
Yayın Tarihi: - 23:22

    Savaş veya savaş stratejisi dediğimiz zaman aklımıza gelmesi gerekenler, cephe savaşı veya kimyasallar olmamalıdır. Üstelik bu cephe savaşlarını oluşturan taktiklerin sadece uzun zamanlı planlar doğrultusunda oluştuğuna inananlar var. Maalesef ki bu planlar oluşturulurken üzerlerinde yoğun bir çaba sarf edilmesine ihtiyaç duymazlar. Taktikler, evlerinde oturup insanları kaosa sürekleyecek kişiler tarafından az düşünülerek de oluşturulabilir. Fakat benim bahsetmek istediğim savaş, ülkelerin birbirine saldırmasını barındırmıyor. Bir delil olarak göstereceğim örnekleri bir savaş olarak değerlendirmiyor olabilirsiniz lakin benim için kaosa sürükleyen, insanların vahşice çalışan beyinlerini yeniden tasarlayıp, kendi askerleriymiş gibi kullanan kişilerin hepsi bir savaş başlatıyordur. Ufak bir detay gibi görünüyor olsa da dünyanın silsile ile  ilerleyişi bu küçük hamlelerin büyük kaoslara yol açabileceğini gösteriyor.

      Peki nedir bu kaos? Tahminimce seri katiller veya vahşice düşünen insanlardan oluşturulmuş bir ordu, düşüncesiyle yola çıkan liderlerin başlattığı bir kaos ortamından bahsediyoruz. Şuan da sahip olduğumuz bilim ve felsefe ile hepimiz biliyoruz ki insanların beyni birbirlerinden farklı çalışıyor. Bu konuda psikoloji ile bilime katkıda bulunup bilimin bu konuyu savunmasını sağlayabiliyorken, zihnen çıktığımız bir yolculuk ile de felsefenin bu durumu savunmasını sağlayabiliyoruz. Her iki şekilde de çeşitli örnekler sunarak insanların birbirlerinden farklı olduğunu görebiliyoruz. Bu konuda önemli olan ise bazı insanların farklı olurken nasıl düşündüğüdür. Yani her insan farklı olsa da genel hatlarıyla aldıkları kararların aynı veya benzer oluşu toplumu bir arada tutmaya yarar. Zaten bu toplumun bir arada kalıp en az sorunlu bir şekilde ilerleyebilmesi için, çoğunluğun veya herkesin kabul edebileceği bazı sınırların belirlenmesi gerekir. Buda ahlaki kurallar gibi kavramları ortaya çıkararak toplumun, önemli konular üzerinde hem fikir olmasını sağlar. Şunu da belirtmek isterim ki, yukarıda toplumun bir arada kalmasından bahsederken sorunları “en az” diye belirttim. Çünkü hangi toplum olursa olsun içerisinde farklı düşünmek isteyecek insanlar çıkacağından mutlak olarak bir problem ile karşılaşılacaktır. Bu durum, bazı sorunlar teşkil edeceğinden, sorunlar tamamen yok edilemeyip çeşitli kurallar tarafından en aza indirgenir. Belirli bir düzen içerisinde ilerleyen, tüm kuralları benimsemiş toplumların arasından bazen çok büyük olayların çıktığına hatta birisinin başlangıcı ile devamının geldiğine şahit olmuşuzdur. Sebebi ise kaos ortamı yaratma potansiyeline sahip olan insanların varlığıdır. Beynin olması gerektiğinden farklı çalıştığı ender durumlarda bazı vahşice senaryolara tanıklık ederiz. Küçük bir örnek verecek olursak, aşırı öfkeli anında olan insanın asla yapmayacağı şeyleri kendine yakıştırıp uygulaması. Bu durumun sebebi beynin o an farklı çalışmasıdır. Maalesef ki bu sadece 1 dakikalık bir kesit ve beyninin bu şekilde farklı çalışmasına sabretmeye çalışıp dengede duran yüzlerce insan var. Bir ömür..

      Kuralları kabullendiği vakit, asla mutlu olamayacağına inanan yüzlerce insanın toplum içerisinde sorun yaratmadan yaşaması yok denecek kadar azdır. Öfkesinden tüm geleceğini karartan bir insanın yaşadığı öfke yalnızca 1 dakikalık vakte sahiptir. Bu öfkenin yıllarca sürdüğünü düşünecek olursak, 40 yaşına kadar geleceğini mahvetmeye çok yaklaşan pek çok insanın olduğunu görürüz. Bu tür insanların zaten dışarıda olmasına pek rastlanmaz. Konuştuğu dil veya kullandığı ağız bir önem arz etmiyor. Uygulamaya çalışacağı eylemler elbette ki kültürünü yansıtıyor olabilir ama sonuç her zaman aynıdır. Kuralları bozmak. Peki bu nasıl bir kaos stratejisi oluşturabilir ? Dediğim gibi zihinleri bu şekilde farklı çalışan insanların bir de durulma evresi vardır. Lakin bu evreyi anlatmadan önce hemen ufak bir örnek vermek istiyorum.

       Kışın derin soğuğunda gecenin bir vakti saatlerce dışarıda kalıyorsunuz. Eve geldiğiniz zaman ellerinizin soğukluğu, parmak kemiklerinizin bir cam gibi kırılabileceğine inandırıyor sizi. Salona geldiğiniz zaman odanın ortasında içi çay dolu bir demlik görüyorsunuz. Yakın bir zaman içerisinde ev arkadaşınızdan birisi içmiş ve orada öylece bırakmış. Isıtılıp kullanılan çayın süresi ilk zamanını biraz aştığından dolayı demliğin içerisindeki çay oda sıcaklığıyla eşitlenmeye başlamış ve tam soğuk olmasa da ılıklaşmıştır. Ellerinize aldığınız da aslında üzerinize dökmekten çok korktuğunuz sıcak çayın şuanda o kadarda korkutucu olmadığını anlarsınız. Zira artık ilk etkisi kadar sıcak ve tehlikeli değildir. Özelliğini kaybetmeye başlamıştır. Çayın canlı bir varlık olduğunu düşünecek olursak zaten sıcak özelliğini kaybetmesi ne demliğin ne de çayın hoşuna gitmeyecektir. Çünkü zaten çayı çay yapan şey sıcak oluşuyla ilgilidir. İnsanların, onu soğuduktan sonra anlamsızlaştırıp çöpe dökmeye meyilli varlıklar olduğunu göz önünde bulunduracak olursak bir çayın en son isteyeceği şey özelliğini kaybedip soğumak olurdu. Yani çayı bulunduğu odadan alıp tekrar eski özelliğine getirebilmek için ocağa götürmek, ona bir iyilik olacağından kalan etkisini de sizinle paylaşır. Odadan aldığımız zaman çayın artık dokunulamayacak kadar sıcak olmadığını anladığımız zaman soğuktan donmuş ellerimizi kullanarak avuç içiyle demliğin tamamını kavrar ocağa doğru yol alırız. Çayın özelliğini kaybedip anlamsızca çöpe dökülmesini engellediğimiz için aslında bu ona bir nevi destek olmak gibi bir şeydir. Çay tekrar ocakta ısıtıldığı vakit geri dönüş yolunda aynı işlemi yaparak avucumuzla kavrayamayız. Yani kendi fiziğimize sağlayabileceği bir katkının olmadığından emin olduğumuz zaman onunla yapacağımız şeyler değişir. Artık kendisi emrimize amade bir şekilde önümüzde durur. İstersek mantıklı bir iş için yani içmek için kullanabilir istersek düşmanımızın yüzüne dökeriz.

      Şuanda bu örneği ufak bir kaos stratejisiyle bağdaştırmak bazılarınıza tuhaf gelebilir yazının ilerleyen kısmında daha iyi anlayacağınıza inanıyorum. Dediğim gibi farklı düşünen insanlar vardır ve kimi zaman farklı düşünen bu insanlar, herkesten çok daha iyi düşünürken bazıları herkesten daha vahşice düşünür. Vahşice düşünen insanları çayın ilk kez demlendiği zaman sahip olduğu tehlikeli sıcaklıkla bağdaştırabiliriz. İnsanlar, onu belirli bir yaşa kadar kendisini yatıştırmak adına her yolu dener ya da yatıştırmayıp kendi kendine soğumasını bekler. Ki buda üzün süreli bir yalnızlıkla sonuçlanabilir. Demek istediğim çayın ilk kez demlendiği zaman sahip olduğu kızgın sıcaklık sayesinde insanların ona dokunması neredeyse imkansızdır. İnsanlar bir yudum alırken bile 100 kere içerisine üfleyebilir. Buda farklı düşünen vahşi insanların sahip oldukları kızgınlığın temsili gibidir. Kimse yanaşmaya cesaret edemez zira yaklaşmaya çalışan insanlarda büyük yanıklar bırakırlar. Devam edecek olursak, belirli bir evreden sonra söz konusu olan vahşi kişi kendi kendine soğuyup, kilitlenip bekler. Tıpkı salonun ortasında ki çay gibi ve imkana sahip olan bir insan gelip tekrar onu demlemek için aldığında ki buradaki amacı çayı düşünmekten ziyade kendi çıkarlarını gözetmektir. Çünkü çayı kendi zevklerini tatmin edebilmek için oradan almıştır. Bunu vahşi insanın üzerinden hesaplayacak olursak onu olduğu yerden soğumuş bir şekilde almaya gelen kişinin amacı sahip olduğu örgütün amacıyla örtüşür. Tabi ki illa bir örgüte dahil olacak değil bunu kendi çıkarları için yapacak insanlar da vardır mutlaka. Olduğu yerden alıp tekrar ısıtmaya götüren kişi çayın yani vahşi insanın minnettarlığını kazanır ve sahip olduğu sıcaklığı kullanmaya başlar. Ayrıca belirtmek isterim ki bunu her insan üzerinde yapamazlar. Tıpkı çayın ve sütün kaynama noktalarının arasında ki fark gibi. Çayın kaynamasıyla verecekleri zarar bir iken süt ile verecekleri zarar iki olur zira süt yanığı kimyasal özelliklerinden ötürü daha fazla hasar verir. Yani vahşice düşünen bir insanı ısıtmaları ile sıradan bir insanı ısıtmaları arasında fark var. En başta ise bu vahşi kişilere dokunmak imkansız olduğundan soğuma evreleri beklenir ve tek tek toplanır. Hapishaneler özellikle toplanacakları en güzel yerlerden birisidir. Minnetleri kazanıldıktan  hemen sonra içilmek üzere  ya da bir düşmanı yakmak üzere odalara götürülür.

      Böylelikle akıl almaz olaylara tanıklık ederiz. Canlı bombalar, kendi amaçlarına sahip olmadan başkaları tarafından yönetilen kiralık katiller vb. Tüm bunlar kaosun ve savaşın ta kendisidir.

Bu tarz insanların oluşturduğu bir ordu, savaşın en büyük habercisidir.

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

izmir escort sakarya escort sakarya escort sakarya escort sakarya escort sakarya escort