İnsan Olmak

Yazar: - Kategori:
Yayın Tarihi: - 17:53

    İnsan olmak hakkında belirli bir fikre kapılmadan önce çeşitli değerlendirmeler yapıp aynı zamanda düzgün bir sınırlamaya ihtiyacımız olduğunu unutmamalıyız. İnsan olmaya ne haddinden fazla kavram yüklemeli ne de sahip olması gerekenden daha az kavrama indirgemeliyiz. İnsan olmanın ne demek olduğunu doğru bir biçimde görmeyi seçecek olursak, olaylara duygusal bir biçimde yaklaşma ve mantıklı düşünmek arasında ilerleyip zaman zaman düşüş ve artışlara uğrayarak yaşayan bir kavram olduğunu söyleyebiliriz. Lakin tüm bunlardan ziyade insan olmanın duygusal olarak yürüyen bir akım olmadığına inanıyorum. Zira “insan olmak” kavramını duyguyla doldurmaya çalışmış bir insanın sonucu daimi bir şekilde olmasa da yüksek delillerle hüsran olmuştur. Kişi sahip olduğu değerleri duygularıyla değil mantığıyla kazanmalıdır.

Bunun sebebini kısaca açıklayacak olursam;

Duygular, insanları istisnalar dahilinde zaman zaman yükseltiyor olabilir lakin genel anlamda insanları zayıf ve aciz düşürmektedir. Kişi, aklını yitirmediği ve de duygularının esiri olmadığı sürece mantığını kullanarak içinde bulunduğu durumdan en doğru şekilde kurtulabilir. Aynı zamanda duygular sürekli bir değişim içerisinde olma ihtimaliyle yaşarken mantık duygunun etkisi altında kalmadığı sürece değişmez. Elbetteki değişmeyen tek şey değişimdir. Lakin duygular ve mantığın kendi içlerinde yaşadıkları değişim aynı başlık altında değildir.

Duygular: Duygular, çeşitli anılardan veya hadiselerden ötürü değişime açık olup pek çok zaman kendisi dinlendiğinde sonucu hüsran ve vakit kaybına çıkan bir kavramdır. Kişi, kendisine zarar verdiğini bildiği halde duygularını kullanarak (sevdiğine inanarak vb.) kendisine zarar veren o kavramın üzerine doğru ilerlemeye devam eder.

   İnanca veya umut kavramlarına karşı olmayıp mantıklı açıklamalarla sergileyebilecek birisi olarak şunu söyleyebilirim ki umut ve inancında yanlış bir yönde ilerlemesini sağlayan duygulardır. Buda inanç ve umut gibi kavramları mantıksal bir açıdan incelememizi engeller. Bir önceki paragrafta açıkladığım üzere kişi sevdiğine inanarak kendisine zarar veren kavrama doğru büyük bir umut ve inançla yaklaşmaya devam ederek sonunun hüzünle bitmesine yahut bitiş çizgisine(ölüm) ulaştığında kendisine bahşedilmiş olan ömrü boşa geçirmesine olanak sağlar. Buda umut ve inanç kavramlarının mantıksız olduğunu düşünmemize iter. Bir başka yazımda bu iki kavramın neden mantık adı altında incelenmesi gerektiğini açıklayacağım. Şuan esas konumuza yönelmek istiyorum. Üst yazılarımda belirttiğim gibi duygular değişime açık olup sürekli kendi ekseninizde dönmenize sebebiyet verebilir.  Bugün mutlu olduğunuz için, birini sevebilme potansiyeline sahip olduğunuza inanırken yarın hüzünlenip tüm bu fikirlerden vazgeçebilirsiniz ve bu sürekli olarak tekrar edeceğinden tek yapacağınız kendi çevrenizde dolanıp kendi kuyruğunuzu kovalamak olacaktır.

Mantık: Mantık, içerisinde bulunduğunuz durumdan en iyi şekilde çıkmayı seçebilmeniz için muazzam bir işleyiştir. Mantık bir silsile ve olaylar zinciridir. Bu kavramın adı altında ilerlediğiniz sürece kendinize bir şeyler katmaya devam eder aynı zamanda sahip olduğunuz ömrü en doğru şekilde değerlendirirsiniz. Mantıkta kendi içerisinde değişime uğrayacaktır elbette. Duygular değişim yaşarken, sizi kendi içinizde döndürüp tekrar tekrar aynı olayı güvenmemeniz gerektiğini bildiğiniz halde yaşamanıza sebep olurken, mantığın değişimi alacağınız kararların tümünü değiştirir. Bu iki değişim türünü daha net bir şekilde açıklarsam daha iyi anlayacağınızı düşünüyorum.

     Bu örnekte duyguları “sevgi” başlığı altında inceleyecek olursak öncelikle söz konusu olan kişiye tamamen bağlanacağımızı sonrasında ise yaşadığımız hüzünlü olaylar sonucunda ondan uzaklaşağımızı ve son aşama olarak tekrardan duygularımızın değişmesiyle ona döndüğümüzü görürüz.

    Mantıksal bir örnek yapacak olursak öncelikle mantığın, size seçim yaparken neyin doğru ya da yanlış olduğunu ayırt etmenizi sağlayan bir kavram olduğunun tanımını yapmalıyız. Söz konusu olan kişi üniversiteye gitmenin kendisi için mantıklı bir karar olduğuna inanarak bu konudan ilerler zira kendisi için en doğru kararı aldığından emindir. Çevresel şartları ve ailevi koşulları göz önünde bulundurarak en doğru seçimi aldığını görür ve ilerler. Mantığın değişim şansı pek az olduğundan mantığın yaşayacağı en büyük değişim üniversiteyi terketmek olup başka bir işe atılmak olacaktır. Duygusal açıdan düşünmeyen kişi üniversiteyi terk ettiğinde mantıksal bir yönden bakacak olursa, kendisine verilen ömrü hala değerlendirme şansına sahip olduğunu hatırlar ve ona göre ilerler.

      Bu yüzden duygular bize kendi kuyruğumuzu kovalatıp pek çok zaman hayattan soğuturken, mantıksal bakış açısı bize daima mücadeleci olmamızı hatırlatır. Bu yüzden kişi  sahip olduğu değerleri duygularıyla kazanıp tekrar tekrar kaybedip kazanacağına, bu değerleri mantığıyla kazanarak bir daha kaybetmemek üzere benimseyebilir. En baştaki konumuza yani insan olmaya dönecek olursak,

   İnsan olmak, mantığın seçmesi gereken bir değerdir. Zaman zaman duygusal açılardan ilerlenebilir lakin daimi bir şekilde buradan ilerlemek yukarıda anlattığım gibi bizi sadece vakit kaybına uğratacaktır. Bu vakit kaybının içerisinde yaşadığımız zaman,  fiziğimize ve zihnimize zarar veren olaylar da bu işin ek paketleri gibi bir şeydir. İnsan olmanın ne demek olduğunu düşüneceksek, duygusal bir açıdan değil de mantıksal olan bir pencereden bakmalıyız. Peki o halde bakalım.

İnsan olabilmek için,

  • Bir başkasına sağladığımız katkının sebebi ona acıdığımız gerçeği olmamalı. İnsanlar birbirleriyle her zaman etkileşim içerisinde olup şahsi olarak ürettikleri köprüleri birbirleriyle paylaşmıştır. Bu nedenle tüm insanlar gerek iletişim konusunda, gerek hayatımızı kolaylaştıran detaylar konusunda mutlaka birbirlerine yardım etmişlerdir. Bu konu üzerinden ilerleyerek birbirimize yardım etmenin mantıklı olduğunu savunmalı ve her hayatın bir olamayacağı gerçeğini kabullenip acımaktan ziyade açığını bulduğumuz insana kendi köprümüzden vermeliyiz. Zira kendi açıklarımızı kapatabilmek için bir başkasının inşa ettiği köprüleri kullanıyoruz. Örnek: Eğitim. Üniversitelerde eğitim veren tüm insanlar o muazzam bilgilere sahip olmak için çeşitli emekler vererek ve kendilerinden daha bilgili olan insanların köprülerini kullanarak o konuma geldiler. Şimdi ise biz onların köprülerini kullanarak, bilgilerini kullanarak o kıvama gelmek için emek veriyoruz. Bu yüzden eğer ki yardım ettiğimiz insana acıdığımız için ediyorsak, kendimizinde acınası bir durumda olduğumuzu ve üniversitelerde eğitim veren insanlarında bize acıdığını  varsayabiliriz.

     Daha farklı maddeler sıralayarak insan olmanın ne demek olduğunu açıklayabilirim lakin verdiğim bu örneklerle ana mantığı anldığınızı düşünüyorum.

İnsan olmak demek mantığı kullanarak bizi biz yapan şeyleri, etkileşimde bulunduğumuz insanlarda da görebilmektir. Kim olduğumuz veya şuanda olduğumuz kişiyi sağlayan etmenleri mantıklı bir şekilde ayrıştırıp karşımızdaki insanda da görebilirsek o zaman insan olmanın ne demek olduğunu anlamış oluruz. 

Etiketler:, , , , , , , , , , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir